Marksist Yazar John Berger 90 Yaşında Hayata Gözlerini Yumdu!*

İngiliz yazar ve sanat eleştirmeni John Berger, hayata gözlerini yumdu. Hem edebiyat severler için, hem okurları için büyük bir üzüntü, büyük bir kırılış… 90 yaşında olmasına rağmen üretmeye, dünyayı sevmeye, dünyaya sanatla bakmaya ve sanatla eleştirmeye devam etti. Üretti, üretilenleri değerlendirdi, yeri geldi eleştirdi, yeri geldi kendi yaşamına empoze etti. Evet, empoze etti. Bazı şeyler yaşama empoze edilmek zorundadır, bazı şeylerden de vazgeçilmelidir.

5 Kasım 1926 yılında İngiltere‘de doğdu. Sanat kariyerine ressamlık ile başladı. Sonrasında sergiler, eleştiriler, eleştirmenlik ve ürettiği hazine değerindeki kitaplar geldi. Üretimlerinin sonucunda 1972 yılında Man Booker ödülüne layık görüldü. Aynı şekilde 1940‘lı yıllarda Komünist Parti ile yakın ilişki kurdu. Hatta sol yayınları olarak nitelendirilen Tribune adlı dergide makaleler yazdı. John Berger, tam anlamıyla Marksist bir yazardı.

Man Booker ödülünü kazandığında, 5 bin sterlinlik bu ödülün yarısını devrimci bir yapıya sahip olan Karayipler’deki Kara Panter adlı harekete bağışlayacağını duyurdu. Yarısını da Avrupa’da ki göçmen işçilerle alakalı yazacağı bir kitaba harcayacağını söyledi. Şüphesiz ki tutarlı bir sosyalistti.

John Berger, 1974 yılında bir yayınevinin daveti üzerine Türkiye‘ye gelmiş ve Sait Faik’in öykülerini okumuştu. Hatta bir röportaj da “Sabaha kadar, Sait Faik’in öykülerini okudum.” der.

John Berger, tiyatro oyunları, romanlar, öyküler, şiirler, makaleler, denemeler yazdı ve sürekli üretti. Şimdi ise gözlerini hayata yumdu.


Çoğu kitabının Türkçeye çevrilmesi ve yayımlanması işini Metis Yayınları üstlendi. Üreten bir yaşama, duyarlı bir yaşama, onurlu bir yaşama elveda diyoruz. Elveda John Berger!

John Berger “Görme Biçimleri”

John Berger’in 4 serilik “Görme Biçimleri” adlı BBC programının Türkçe altyazılı halini izlemek isteyebilirsiniz.

Kitaplarından alıntılar:

Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü

“Böyle bir aşkın anımsayabildiği kadarıyla, başlangıçta iki cinse bölünüş, hayatı kutuplara ayırdı. Erkek ve kadının yaratılışı bir ayrılık, yeni tür bir eksiklik duygusu oluşturdu. Cinsel içgüdü kutupları birbirine çeken çekim enerjisiydi. İnsanın hayal gücü ve belleği oluşur oluşmaz, bu çekime sahip olup sürdürme isteği kendini aşk adıyla sunmaya başladı. Böyle bir aşk bir bütünleşme umudu aşılıyor ve enerjisini gerçeğin can evinden aldığını söylüyordu. Bütünleşme umuduyla birlikte evin tekrar kurulabileceği umudu da gelişti, ama ev o ev değildi artık. İşte bu yüzden, modern çağda evden yoksun olduğumuz zamanlar, aşkın titreşimlerini bir başka zamankinden çok daha yoğun duyarız.”

Bento’nun Eskiz Defteri

“Görünüş bir yanılsama değil, geçici bir şeydir, dahiler için de, hatalar için de geçerlidir bu.”

“Her ciddi siyasi protesto mevcut olmayan adalete yapılan bir çağrı ve bu adaletin istikbalde gerçekleşeceğine dair bir umuttur; ancak protestoların birincil nedeni bu umut değildir. Karşı çıkmamak son derece onur kırıcı, küçültücü, ölümden de beter olacağı için protesto eder insan. Barikat kurarak, silahlanarak, açlık grevi başlatarak, omuz omuza haykırarak ya da yazarak karşı çıkar; çünkü gelecekte ne olacak olursa olsun, içinde bulunduğu ânı kurtarmaktır derdi.

Protesto, sıfırlanmayı ve suskunluğa mahkûm edilmeyi reddetmektir. Bu sebeple, gerçekleşirse eğer, o anda küçük bir zaferdir protesto. Her an gibi geçici de olsa iz bırakır. Geçip gitse de belleklere kazınmıştır. Protesto aslında başka, daha adil bir gelecek için göze alınmış bir fedakârlık değildir; içinde bulunulan zamanın kifayetsiz bir kurtarılışıdır. Mesele, kifayetsiz sıfatıyla tekrar tekrar nasıl yaşanabileceğidir.”

G.

“Bir anlık içgözlem, kendi deneyimlerimizin büyük bölümünün tanımlanamadığını gösterecektir.”

Buluştuğumuz Yer Burası

“Koca bir büyüteçtir umut − bu yüzden fazla ileriyi görmeni önler.”

*Bu yazı gaiadergi.com adlı internet penceresinden alınmıştır.